Skip to main content

Nomadik – Ulusal Küresele Karşı / Kişisel Sergi

06 – 27 Şubat 2009

Artpark Sanat Galerisi

ANTALYA

2008 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Sanatta Yeterlik Programı’ndan mezun olup Antalya Akdeniz Üniversitesi’ndeki görevime döndükten sonra bitirme tezi kapsamında yapmış olduğum çalışmaların sonuçlarından oluşan kişisel sergi.

Sergi ile ilgili olarak sanat tarihçi Ebru Nalan Sülün ARTİST dergisinin 2009 Nisan sayısında bir eleştiri yazısı yayınlamıştır.

Bu sergi ile ilgili olarak ressam ve akademisyen Oğuz Haşlakoğlu’nun daha önce yayınlanmamış yazısı aşağıdadır:

 

Kimlik Sıkışması ve Öfkenin Sanatsal İfadesi: Fuat Akdenizli Baskı Resimleri

 Oğuz Haşlakoğlu

Fuat Akdenizli genç bir grafik sanatçısı ve her şeyin her sabah yeniden değiştiği bir ülkede yaşıyor. Ne var ki son derece hızlı değişen gündemine rağmen, içinde yaşadığımız ülkenin değişmeyen öyle temel sorunları var ki bir sanatçı olarak ister istemez gereken duyarlılığı göstermek zorunda hissediyor. Böyle bir coğrafyada yaşıyorsanız batı ve doğu sizin için sadece iki başat dünya medeniyetinin bulunduğu karşıt yönleri ifade etmez. Aynı zamanda ikisinin arasında kalmanın tarifi imkânsız sıkıntısını ve isyanını da ifade eder. Buna ister daha tarihsel boyutuyla “batılılaşma” denilsin, isterse de günümüzdeki aldığı isimle “küreselleşme”, bu sıkışma Türkiye’nin asıl ve belirleyici tek tarihsel gündemidir. Bu anlamda Fuat Akdenizli baskı resimleriyle doğrudan meseleyi buradan yakalıyor. Her şeyden önce, içinde bulunduğumuz çalkantılı dönemde, yaşadığımız savrulmalara ve muhtemel yanlış anlamalara rağmen bu çalışmalar, sanatın cesaretle gerçeğin kendisiyle hesaplaşması gerektiğini ortaya koyuyor. Sanat ve gerçeklik bu anlamda aslında insanın kendisiyle yüzleşmesinin türlü isimler altında oynanan farklı farklı sahnelerinin değişmeyen temasını oluşturuyor. O hâlde sanat ve gerçeklik bu çalışmalarda teknik ve estetik açıdan nasıl ifadesini buluyor?

Her şeyden önce Fuat Akdenizli’nin son çalışmalarında hep aynı tarzda kullanılmış değişmeyen ölçek ve ölçüde renk karşıtlığıyla karşılaşıyoruz. Doygun kırmızı zemin üzerine yine doygun ve aynı açık koyu tonunda bir mavi ve onun üzerine ise daha az ölçekte turkuaz, bu çalışmaların değişmeyen renk birleşimini oluşturuyor. Bu açıdan bakıldığında, rengin kendi içinde bir değer olarak alınmayıp, doğrudan grafik anlamda sembolik bir iletişim değeri taşıdığını görmek mümkün. Bu durum, çalışmalarda doğrudan renk bağlamında sıcak/soğuk karşıtlığı olarak ifadesini buluyor. Bu karşıtlık yaşanan çelişki ve çatışmanın zemininde barındırdığı sıkışma ve öfke duygusunu oldukça iyi bir biçimde dile getiriyor. Birbiriyle çatışma içindeki duygusal renk zeminleri, içlerinde barındırdıkları yine sembolik bağlamda ifade edilmiş imgelerle, sözün ettiğimiz doğu/batı ikilemini Fuat Akdenizli’nin resimlerinde değişmez bir ana tema olarak orta koyuyor. Bu anlamda, söz konusu olan çatışmanın, aslında bir kimlik krizi olduğunu anlamak hiç de zor değil. Ne var ki bunu anlamak için imgeleri bire bir değil bir bütün olarak sembolik oluşlarında görmek gerekiyor. Aksi takdirde Fuat Akdenizli’nin gerçekte neyi amaçladığını tek imgelere bakarak yanlış anlamak mümkün olabilir. Oysa yapmaya çalıştığı, yaşanan savrulmayı ve bu savrulmanın sürekli çatışma içindeki sıkıntı ve öfke dolu duygusunu bütün sıkışmışlığında verebilmek. Bu anlamda Fuat Akdenizli amacını gerçekleştiriyor. Her kesin el atmaktan çekineceği ancak ortada apaçık yaşanan bir gerçeği önümüze koyarak, ondan kaçarak hiçbir şeyi halledemeyeceğimizi yüzümüze karşı âdeta haykırıyor.

Bu açıdan bakıldığında, Grafik sanatının izleyicisiyle kurmak zorunda olduğu görsel ve sembolik iletişim boyutunu, Fuat Akdenizli içinde yaşanan “ülke dramı” bağlamında çalışmalarıyla âdeta bir afişe dönüştürerek “afişe” ediyor. Sözcüklerin yerine imgelerin, duyguların yerine renk karşıtlığının kullanıldığı bu grafik dil, bize içinde olduğumuz gerçeği ters yüz ederek temsil ve sembol bağlamında sunuyor. Bu çalışmalar bize kimlik ve aidiyet sorunlarıyla nasıl kıvrandığımızı gösteriyor. Çelişki ve çatışma dolu kültürümüzün uyum ve uzlaşmadan uzak oluşunun, arada kalmışlık duygularıyla aslında nasıl derinden derine öfke biriktirdiğini ortaya koyuyor. Bu öfkeye genç sanatçının katıldığını çalışmalarından görmek mümkün, bu nedenle öfkeyi öfkesi kılarak öfkemizle yüzleşmemizi sağlayan bu çalışmalar sanatın bir kez daha kökeni gerçeğe dayanan bir hayal olmasına karşın neden martaval olmaması gerektiğini kanıtlıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir